YÜRÜMEK

Edebiyat Trackbackler (0) Yorum ekle   

Kendi peşimdeyim. Kendimi izliyorum.

İçinde yağmur damlaları biriktirdiğim avuçlarım sımsıkı kapalı. Günden geceye, geceden güne yürüyorum. Birbirine çarpıp kırılan iki şimşek gökyüzünde. Geçmişin kuyularından taşan seller yağıyor kentin üzerine.

Dar sokaklardan geçiyorum. Yüzlerce sarı ışıklı perdenin ardında binlerce yarım kalmış yaşam. Sonsuz parçalara bölünmüş kadınlar, erkekler, yeniyetmeler. Giderek takvimsiz yaşanan zaman. Kurulu saatlerin sesinin bile duyulmadığı...

Mevsimin tanışık olmadığı bir rüzgar. Sanki güzden çıkıp gelmiş. Ağaçların yapraklarını döküyor. Uçuşan her şeyin ortasında ben. Yürüyorum. Tek taksi geçmiyor bu semtten. Ay da bulutların arasında. Sokak lambaları zaten yanmıyor. Açık pencereli evlerden tek yankılanansa küfür.

Yarın kentin kılcal damarlarına kan verecek oysa bu sokaklar. Tamirhanelere doluşacaklar. Bir ustabaşının iki dudağı arasındaki işlere sarılacaklar. Evlerinde kimsenin kimseye sarılmadan uyumasına karşın. En büyük yoksulluğun yalnızlık olduğunu bilmeden.

Yürüyorum. Biraz ileride cadde ışıkları. Üstümde özgürlük tutsaklığının ağırlığı. Yüzümde yağmur kırbaçları. Ellerim cebimde. Sönük ıslak sigaram dudaklarımda. Bir üşenme, bir tembellik ayaklarımda.

Dünya bulutları taşıyor bir yönden ötekine. Yılmadan, usanmadan. Başka kıtalarda, başka ülkelerde de olmak vardı şu anda. Ama yine de yürecektim. Nerede olursa olsun, düğüm düğüm uzanır gider yollar önümde. Ben yürürüm. Kendi peşimde, kendimi izlerim.

Bir duygudur yürümek. Batıdan doğuya. Kuzeyden güneye. Kendi sarmaşığına sarınmaktır. Büyüyüp dallanarak yüreğine ulaşanların dokunuşunu duymaktır. Kimi kez denizlerde de yürür insan. Adımlayarak aşar okyanusları. Geçer gider zamanın aralığından. Ayak seslerinden marşlar bestelenir bazen. Kimi zaman da, bir rapsodinin hafifliğine teslimdir.

Yeniden bir sağanak. Gökgürültüsü. Şimşekler. Yıldırımlar. Su basacak bu sokakları az sonra. Gecenin salgısını dışlayacak köhne evler. Yağmura şükredenler sele küfredecekler. Zembereği boşalacak öfkenin. Kadınlar ve çocuklar dayak yiyecek. Ay daha da çok saklanacak bulutlar arasına. Kızgın güneş doğumunu erteleyecek belki de.

Bir koli mukavvası üzerine "buz satılır" yazan dükkanın önünden geçiyorum. Yürüyorum. Tam caddeye varacakken ardımda birinin gölgesi. Dönüp bakıyorum. Kendi peşimdeyim. Kendimi izliyorum.

ÖTE BOYUT

Edebiyat Trackbackler (0) Yorum ekle   

Yol birdenbire inceliyor, gidiyor. İkiye bölünüyor tarih. Ansızın bir sağanak boşanıyor. Avucumda bir yağmur damlası. Sıkıp duruyorum. Bir nar çatlıyor anılarımda. Uzun bir hüzün. Öfkeden daha derin.

Bir pazar günüydü yine. Aylar önce. Karşımdaydın. Uzakların denizinde yıkanmıştı gözlerin. Kaçıp gitme tekneleri pupa yelken. Ben o teknelerde yolcuydum oysa, onlarca yıl önce. Hani kavak yelleri altında gençlik tüketilen. Lodosu yürek poyrazlarıyla karşılayan.

Tanıdım seni. İlkgençliğimin yokuşlarında yolcuydun. Gelen bendim, gidecek sen. Mevsim, ikimizden biri.

Kör kalemler sivriltmesini biliriz biz yüreğimizde. Düşlerimize çılgın atlar girer. Kanatlanır kuşlar sedef bulutlara. Kendimize taparız, kendimizle savaşırız. Zehirli hançerler taşırız bağrımızda. Yasaklanmış çiçekler dikeriz bahçelere.

Kimi kez kafataslarıyla şarap içeriz, kimi kez gecenin eteklerinde ürpeririz. Hep kendimizin peşindeyiz. Vesikalık resimleri hiç sevmeyiz. Okkalı küfürler dizilidir susuşlarımızda. Korkuyu keşiften bile büyük sevinç alırız. Sevinçlerimizde gizli korkuları umursamadan. Kimi kez yarın da bugün olur, dün de bugün. Kimi kez herşey, hiçbir zamandır.

Bağırarak konuşuruz. Yaşamın son anında hepten susulacağını bildiğimizden. Ateşe dönüşür, kendimizi çembere alırız. Yemek yemeye vaktimiz yoktur çoğu kez. Işıklı mızraklar büyütürüz umutlarımızda. Canımızı bırakırız kendi açtığımız yaralarda. Yıldızlar düşürürüz güne, şimşekler sunarız geceye. Koca dağları aşar, denizlere boşalırız. Fındıklar arasından dallar eğer, güvercinler sunarız göğe. Diz çöker suları okşar, kendimizden kendimize köprüler kurarız. Kaçışlar tükenmekse, biz içimizde çoğalırız.

Tanıdım seni. İlkgençliğimi. Dalgalara ve rüzgara basmadam yürüyeni. Kayaları delip çıkan çiçeği. Ansızın bastıran yağmuru. Çekilen denizleri. Orman uğultusunu. Onlarca yıl önceden anımsanan bir isyan şarkısının kokusunu. Kamçılanan aklı, biçimlenen duyguyu. Tarihimin öte boyutunu...

Design by N.Design Studio
Hepsi - WeblogTR - Ücretsiz Blog